Kitaptan Çıkan Hatıralar

Kışın soğuğundan çıkıp bahar günlerini yaşamaya başladığımız ilk günlerden biriydi. Okul bitiyordu artık, yıllardır bahçesinde oturduğum, mevsimlerin gelip geçişini izlediğim köşe, birden bana o kadar uzak, o kadar yabancı gelmişti ki. Yıllarımı geçirdiğim bu köşe çok değil bir iki ay sonra sadece uzaktan bakacağım, hatıraları ile canlı kalacak, belki de bir daha hiç görmeyeceğim bir yer olacaktı. Öğleden sonranın sıcağı vardı, mantomu almamıştım üzerime. Yavaşça geçtim köşeme, taş binayı inceledim uzun uzun. Kimler benim oturduğum yerden benim baktığım aynı yerlere baktı, aynı şeyleri düşündü, aynı şeyleri hissetti diye geçirdim içimden.

Temiz havayı içime çekip bahçedeki ağaçlara göz gezdirdim. Diğer köşedeki çınar ağacının altında başlamıştım okula başladığım ilk yıllarda oyunlara. Kış aylarında hava erken karardığında ürkütücü olurdu o köşe. Binanın gölgesinin vurduğu taraf ise özellikle bahar aylarında, öğleden sonraları sakinleştirici etkisi ve serinliği ile cezbedici olurdu.

Bahçe kalabalıklaşıyordu yavaş yavaş. Mensubu olduğum, iki ay sonra mezun olacak büyük sınıfların öğrencileri kendilerine tuhaf ve biraz yapay olgun hava vermeye çalışıyorlardı. Genelde ikişerli gruplar halinde kollarını bağlayarak dolaşan kızlar sanki yılların tecrübe ve birikimi içinde ciddi ve ağırbaşlı biçimde konuşuyorlar, yorum yapıyorlardı. Küçük sınıflar ise daha samimiydi, hiçbirşeye aldırmadan binadan çıkıp sağa sola koşturmaya başlıyorlardı. Yıllar önce bende böyleydim diye düşündüm, şimdi şu halime bak, bir köşede tek başıma oturmuş geçen yılları özlemle yadediyorum diye düşündüğüm sırada yanıma yaklaştı. Elinde tuttuğu kitap, masum bakış ve üşümemesi için ebeveynleri tarafından sıkıca tembih edildiği için giyildiği belli olan sıcak havaya göre fazlasıyla kalın mantosu ve beresini bile takmayı unutmayan o kız  yaklaştı yanıma. Ara ara görüyordum onu, birkaç kez dikkatle bana baktığını da fark etmiştim ama son yılların verdiği umursamazlıkla önemsememiştim onu.

Önce bana geldiğinden emin olamadım, sağımda solumda kimse yoktu, göz teması kurmak istemedim çünkü fazlasıyla huzurluydum. Kimsenin sorusuna cevap vermek hatta sohbet etmek zorunda değildim. Bir süre hiçbirşey söylemeden öylece önümde durdu. Ona bakmamı bekliyordu, yavaş yavaş baktım ona. Tedirgin hali yoktu, ona baktığımı görünce gülümsedi. Gülümsemek bulaşıcı birşey, bende ona gülümsedim. "Yanınıza oturabilir miyim?" diye sordu içten ve cıvıl cıvıl bir sesle. Neşeli ve içten bu soruya, soğuk ve içten olmayan bir ses tonu ile cevap veremezdim, yavaşça kenara kaydım. Yüzündeki gülümseme iyice belirginleşti adeta vazgeçeceğimi düşünmüş olmalı ki hızlıca geldi ve oturdu yanıma. Bu hali komiğime gitti, gülümsedim. Bana baktığını düşünmüyordum ama gülümsediğimi görünce iyice rahatladığını anladım gözlerinden.

Edebiyat dersine ara verdiklerini ve öğretmenlerinin okumakta oldukları kitapla ilgili sorular soracağını söyledi neşeyle. Ne adımı sordu, ne de benim hakkımda başka birşey. Hoşuma gitti bu durum, elindeki kitabı açtı, çalıştıkları parçayı bulmaya çalıştı, kitap içinde bir ileri bir geri gidişi doğru sayfayı ararken sayfaları çevirmek için parmağını ıslatması çok hoşuma gitmişti. Sayfayı bulduğu an "Hah işte burası!" diye bağırdı yine neşeyle ve yavaşça, çekinerek kitabı dizlerimin üzerine doğru itekledi. Yapabileceğim birşey yoktu, kitabın boyutlarına uygun olarak dizlerimi düzelttim ve kaymaması için oturuş tarzımda ufak değişiklik yaptım.

Parmağı ile takip ederek okumaya başladı. Birkaç cümle okuduktan sonra öğretmeninin yaptığı açıklamalarla beraber anladıklarını bana detaylı biçimde açıklamaya koyuldu. Sanki bunu kendi kendine yapıyordu çünkü benim birşey söylememe fırsat vermeden sorduğu sorulara kendi kendine cevap veriyordu. Üç-beş cümle okuyup açıklamalar yapıyor, sorular soruyor ve cevaplar veriyordu. Sevimli ve içten tavrı o kadar hoşuma gitmişti ki ne anlattığını ne sorduğunu dinlemiyor sadece onu izliyordum.

Göz göze geldiğimiz bir an "Bak!" dedi şiddetli biçimde, işte o an kitaba baktım, parmağı ile takip ederek okuduğu yere göz attım, okurken zorlandığı yerde yardımcı oldum. İlk kez o zaman sesim çıkmıştı. Neşeliydi ama sesimi duyunca gözlerinin içinin parladığını fark ettim. Bundan cesaret alıp daha da şevkle okumaya anlatmaya açıklamaya başladı. Nedense okuduğu, anlattığı, cevapladığı sorular ilgimi çekmiyor yanımda yaptığı şeyden ve yanımda olduğum için mutlu olan o kızın varlığı beni mutlu ediyordu. Yıllardır ağaçlara, kuşlara, gökyüzüne bakıp yalnızlığı ile mutlu olan ben sadece yanımda duran ve neşeyle kitap okuyan birinin olmasından mutlu oluyordum. Elimi yavaşça ve çekinerek omuzuna koydum, fark etmedi bile. Okumaya, açıklamaya o kadar dalmıştı ki.

Sonra içinde bulunduğumuz mekan birden değişmeye başladı. Herşey dalga dalga ve yavaşça değişiyordu. Okulun bahçesi değildi burası. Kapalı bir mekandaydık, hemen çıkaramadım, hatırlayamadım burayı, eşyaların yeri değişmişti. Evet burası bizim odamızdı, 5 yıl önce kaybettiğim kız kardeşimle beni odam. O zamanlar iki yatak vardı, kütüphane odanın dışında dururdu, hiçbirşeye dokunulmamış gibiydi, herşey, tüm eşyalar yerli yerinde duruyordu. evet herşey netleşmeye başlamıştı kafamda, hatırlıyorum bu okuma parçası ödeviydi onun Paul ile Virginie, yardım etmemi istemişti, yanıma gelip okumaya başlamıştı. Bense gençliğin verdiği heyecan içerisinde hayallerden hayallere atlıyordum, saçma sapan düşünceler peşindeydim, dalga geçiyordum onunla, nereden bilebilirdim onunla yaşadığım anların kıymetini.

İçine yavaş yavaş girdiğim dalga dalga değişen mekan bu sefer hızla değişti. "Hey! Hadi derse geç kalacağım!" diyordu küçük kız, önceki neşesi yerini tedirginliğe bırakmış olarak kitabını çekiştirmeye çalışırken dizimin üzerinden. Sıkı sıkıya kavramışım kitabı, o anı, o mekanı, o hatırayı tekrar kaybetmemek için....

Show Comments